Perşembe, Ekim 14, 2010

niye?


Çakıl'cım, bırak o bardağı canım.
Niye?
Düşersen kırılır diye.
Niye?
Çünkü cam ve sen birlikte koşuyorsunuz.
Niye?
Bilmiyorum canım neden, koşmayın diyorum ben de zaten
Niye?
Koşarken düşersin diye, bardak da düşer diye
Bardak niye düşer?
Sen düştüğünde o kendi kendine havada kalamaz da ondan
Niye?
Yerçekimi olduğu için
Niye?
....................
..........
.......

Salı, Ekim 12, 2010

büyüyemeyen klozet!

bu sabah 08.00

Çakıl: anne bu kızoletin boyu uzuyor mu?
Anne: hayır kızım o bir cisim, cisimlerin boyu uzamaz
Çakıl: neden?
Anne: onlar yaşamıyorlar
Çakıl: peki büyüyünce boyu uzayacak mı?
Anne: Çakıl'cım klozet büyümeyecekki, sadece insanlar hayvanlar ve bitkiler büyür.
Çakıl: Anne, kızolet gözü olmadığı için mi büyüyemeyecek
(canlıları gözü olanlar ve olmayanlar diye ayırıyor, gözü olmayanın canlı olduğuna pek ikna olamıyor)
Anne: Canım, bak sadece klozet değil ki, elindeki tarağa bak, pijamana bak, terliğine bak onlar büyüyemezki sadece canlılar büyür
Çakıl: ama üzülüyorum ben kızolet de büyüsün, uyursa büyür biraz di mi? biz uyuyunca kızolet de uyuyor mu?
Anne: hayır çakılcım, uyumuyor, büyümüyor.
(anne banyodan çıkar, çakıl klozeti seyretmeye devam eder. Büyük bir heyecan ve çığlıkla koşarak yatak odasına gelir)

Çakıl: Annneee, kızoletin gözünü buldum bak gözünü buldum (kapağın vidalarını gösterir) bak gözleri var yaşasın artık kızolet de büyüyebilecek.
Anne: tamam Çakıl'cım, seneye okula yazdırırız artık klozeti....

adalar, masallar ...

masal kitaplarını pek sevmiyorum, coğrafya daha eğlenceli geliyor.
annemin gezgeç'liği bulaştı herhalde bana da.
kitabın bir yerinde babamın uydurduğunu fark edersem çok kızıyorum!
adalar isimleri hikayeleri çok eğlenceli geliyor

ve her kitap okumanın muhtemel sonu bu fotoğraftaki gibi yamulmak oluyor :))

Pazartesi, Ekim 11, 2010

orman yürüyüşü








cumartesi günü yağmur sonrası gezintimizden kareler ..

Cuma, Ekim 08, 2010

bir tavukla rekabet !


Çakıl'a okuldan ödev vermişler, "seni ne mutlu eder bu akşam düşün, yarın okulda bize söyle" demişler. Ödevi bana da yolladılar, Çakıl'ın böyle bir ödevi var bilginiz olsun diye.
Dün akşam konuya ilişkin dialoglarımız;

Anne: Çakıl'cım seni ne mutlu eder?
Çakıl: Tavuk!
Anne: Tavuk mu? dalga geçme yahu, bu önemli bi şey senin ödevinmiş. Tavuk yemek mi demek istedin?
Çakıl: Hayır normal tavuk
Baba: Nesi mutlu ediyor seni tavuğun?
Çakıl: Böyle kafasını seviyorum, kanatlarını seviyorum, bir de bana bakışını çok seviyorum ..

Biraz zaman geçer, ebeveynler pes etmez. Çakıl müzik dinleyip dans etmektedir.
Baba: Çakıl'cım şu anda mutlu musun?
Çakıl: Evet
Baba: Demek ki seni müzik dinlemek dans etmek de mutlu ediyor
Çakıl: evet çok mutlu ediyor
Baba: Başka neler olabilir düşünelim
Çakıl: Kapının ding dong yapması da beni mutlu ediyor, siz geliyorsunuz mutlu oluyorum
Anne: Hah evet işte bunlar önemli büyük mutluluklar, ooh. Başka?
Çakıl: Çikolatalı kek mesela, kucaklaşmak, bi de büyük yatakta beraber uyumak. Bunlar var
Anne: Evet bak bunları düşün, seni neler mutlu ediyor bulabilirsin böylece, düşün sen gece yine, başka şeyler de bulursun eminim.

Gece geçer sabah olur, Çakıl alışıldığı üzere 06.00 sularında kalkar, büyük yatakta annenin koynuna girip sabah oynaşmalarına başlar, göbekler pubplanır gülüşülür, eğlenilir-mutlu olunur- kıkırdaşılır

Anne: Çakıl'cım düşündün mü bugün okulda ne cevap vereceğini, seni ne mutlu eder, düşünüp karar verdin mi?
Çakıl: Evet Tavuk! hepsini düşündüm en çok tavuk mutlu ediyor beni, bana bakışını çoook seviyorum ....

:)))))))))))

Çarşamba, Ekim 06, 2010

burun çok mühim!

Bu sabah 06.15;
Çakıl: Annneee, burnumu göremiyorum
Anne: göremezsin Çakıl bu normal, ancak aynada görebilirsin
Çakıl: (biraz sinirlenerek)ama sen benim burnumu görüyorsun ben senin burnunu görüyorum ben kendimin burnunu göremiyorum!
Anne: Çakıl'cım, aynaya bakalım ister misin beraber, ya da ben sana burnunu anlatayım
Çakıl: Hayır!
Anne: Bak sen dokunarak parmaklarınla burnunu görebilirsin aslında
Çakıl: Kendimin gözümle kendimin burnunu görmek istiyorum, peki büyüyünce görebilecek miyim?
Anne: Hayır Çakıl'cım, büyüyünce de göremezsin, ben de kendi burnumu göremiyorum, insanlar burunlarını doğrudan göremezler
Çakıl: İnsan olmak istemiyorum, burnumu istiyorum :(

Salı, Ekim 05, 2010

helenistik saç örgülü çakıl


bu ara saçlara meraklıyım;
bade gibi iki tane olsun anneee...
büüle aykasından kıvyılsın ama şurda duuysun anneee...
choona gibi yap annee...
pyenses gibi olsun annee...

Pazartesi, Ekim 04, 2010

kesmesinler!



giderken ağaçları mumlarla süsleyeceğimizi sanıyordum
dört kırmızı mum iliştirdim çantama
gidince anladım ki ağaçları süslemekten daha önemliymiş görevim.
Sonra bir abi konuştu, "ağaçları kesiyorlar, başladılar bile" dedi.
ben de "kesmesinler" dedim yüksek sesle, herkes bana baktı utandım sonra
ama kesmesinler, lütfenn..

bir çikolatalı kek yapmışım, parmaklarınızı yersiniz!


bu çikolatalı kek işleri konsantrasyon istiyor,
unu böyle parmağınla havalandırıp tutam tutam atacaksın içine,
ne kadar özenirsen o kadar güzel oluyor, ben mesela her bir şeker zerresini 3'er dakika karıştırdım eritmek için :)
sonuç enfesssti....

Perşembe, Eylül 30, 2010

yıllık

şaşkın okulumuzun çakıl'ın yıllığını kaybetmesi neticesinde -tek kişi için yeniden basım da yapılamadığından- geçen yılın sonunda çıkarılan yıllık bize ulaşmadı.
çok da mühim değil açıkçası
3 yaşında çocuğun ne yıllığı olacak ki.
oraya yazdığımız metni buraya ekliyorum ki, kızımın kişisel tarihinde izi olsun.

" Çakıl kızım, güleç kızım
büyüyorsun hızlıca, nehir gibi, su gibi.
yaşamımıza kattığın her “an” için öncelikle; içtenlikle teşekkür ederiz.
sen hayatımıza kocaman gülen gözlerle; her daim dudağındaki gülümsemenle geldin.
Hayatını bugün olduğun gibi cıvıl cıvıl geçirmeni dileriz,
nasıl istiyorsan öyle yaşa, hiçbir şeyi yapmak zorunda olmadığın gibi kimse gibi olmak zorunda da değilsin.
Yaşamaktan yapmaktan keyif aldığın her neyse, sen onu yaparken biz arkandayız.
Annen & Baban "

hadi bakalım seneye belki arkadaşların yazar :)

Salı, Eylül 28, 2010

hapşu

Çakıl "anne beraber hapşuralım beraber çok yaşayalım tamam mı?" dedi :)

Pazar, Eylül 26, 2010

öncesi ve sonrası


bu da parti sonrası halim, öğlen de uyumayınca sütümü bile gözüm kapalı içtim
ne gündü ama ...

for four :))









bugün doğum günümü kutladık
ben sevinçten havalarda gezdim tüm gün
zaten 2 haftadır her gün bugün doğum günüm olsun deyip duruyordum, bugün oldu :)
gelenler hediyeler ve sınırsız ve yasaksız pastalar, çikolatalar ...
gerçek bir şölendi midem için :) doğum günüm olmasa o kadar pasta, çikolata yememe izin vermezlerdi; o kesin, doğum günü pastamın kuşlarını bile tek tek yakaladım yedim :))
hatta öğlen uykusu bile uyumadım kimse de sesini çıkarmadı :)
ve ben biraz erken de olsa dört oldum, dört dörtlüküüümmmm :P

4 olmak üzereyim

bu sıralar yaşımı soran 4 olmak üzereyim diyorum
öyle moda girdimki; bizimkiler kıyak yaptı bir ay erken 4 oluyorum bu yıl :))

Salı, Eylül 14, 2010

namnamnam

artık bir fotoğraf makinemiz var
söz bu blog için daha çok poz verecğim :)

Pazar, Eylül 05, 2010

zorla güzellik

tatsız günleri kendimizi zorlaya zorlaya geride bırakmaya çalışıyoruz
güzel bir bayram var önümüzde, gezmeler tozmalar, kavuşmalar var.
hem tatlı yeyip tatlı da konuşuruz belki...

Cuma, Eylül 03, 2010

çok saçmaymış :(

(psikologun önerisiyle çakıla dantenin ölümünü üç aşamada önce hasta, sonra ağır hasta sonra da öldü şeklinde söyledik, her hastalananın öldüğünü düşünmemesi için de köpeklere özgü bir hastalık olduğunu söyledik)

Bu sabah 06.30 :
Çakıl: Anneee, Dante ne zaman gelecek?
Anne: Çakıl'cım hani sana söylemiştim ya Dante hasta diye, hani sadece köpeklerin olduğu Köpekiks hastalığına yakalandı demiştim, hani iki gün önce de konuştuk ya hastalığı geçmiyor durumu ağırlaşıyor diye,
Çakıl: Evet sonra?
Anne: Dante'nin köpek hastalığı geçmedi canım, o yüzden Dante öldü, gelmeyecek artık
Çakıl: Anladım öldü de ne zaman gelecek?
Anne: Ama Çakıl'cım öldüğü için gelemez artık, anladın di mi?
Çakıl: Anladım da ne zaman gelecek?
Anne: Çakıl'cım sen ölüm'ün ne olduğunu biliyor musun?
Çakıl: Evet biliyorum, ölüm komik bi şey
Anne: Hayır kızım ölüm komik bi şey değil, neden komik olsun ki
Çakıl: Çünkü önce ölecek sonra kalkıp zıplayacak çok komik
Anne: Bunu nerde gördün?
Çakıl: Tavşan ölmüştü çizgi filmde sonra da zıp zıp koştu
Anne: (içinden çizgi film yapımcılarına küfreder) hayır canım o çizgi film aslında ölüm komik bi şey değil. Dante öldüğü için artık yaşamıyor, yani nefes almıyor, hareket etmiyor. Hiç ama hiç bir şey yapamaz artık öldü ve yok oldu.
Çakıl: Nerde peki Dante'nin öldü'sü?
Anne: Yok o artık Çakıl (gömme konusuna hazır değil, geçiştirmeliyim)
Çakıl: Kustuğu için mi öldü? ben de kusmuştum ya hani hemen geçmişti ama.
Anne: Evet ama sen insansın.
Çakıl: Şimdi hiç mi yok dante? hep mi öldü?
Anne: evet canım, ölünce böyle olur ama her hastalanan ölmez biliyorsun, Dante köpekiks olduğu için öldü, insanlar köpekiks olmaz.
Çakıl: hiç gelmeyecek yani bi daha
Anne: hayır gelmeyecek canım, şimdi anladın değil mi ölümün ne olduğunu
Çakıl: Anladım, ölüm çok saçma bi şeymiş!

Pazartesi, Ağustos 16, 2010

kozalak boyama festivali



Ne kadar mavi ve ışıklı olursa olsun gökyüzü, yeşile çalan bir karanlık vardır, çam ormanlarında
Yeşil perdeyi aralayıp bir adım attığınızda, biraz çam biraz yosun kokusu götürür sizi; geceye tutkulu bir orman denizinin açıklarına.
Bir anda denizin sığlığında yüzen kayalıklarda bulursunuz kendinizi.
Gün batımının renklerine bürünmüş ahşap bir sandalla binip uzaklaşıncaya kadar güneş,
anlamazsınız; dönmesi gereken bir yolcu olduğunuzu…

Salı, Ağustos 10, 2010

bob marley


Baba plajda çalan "no woman no cry" şarkısını duyunca heyecanla çakılın bu şarkıyı kimin söylediğini bileceğini iddia eder.
Baba: çakıl kim söylüyor bu şarkıyı?
Çakıl: bilmiyorum
Baba: biliyorsun ama dinle bak kim söylüyor
Çakıl: bilmiyorum
Baba: ya ama hani var ya Bob?
Çakıl : Sponge Bob!
gülmekten kırıldıktan bir kaç saat sonra aynı ekip plajdan kaldıkları yere geri dönerler.
Genç rastalı saçlı Dutch garson yaklaşıp içecek ne istediğimizi sorar
Çakıl: Aaaa! Saçları Bob Marley'e benziyoooo!

Pazartesi, Ağustos 09, 2010

kabak vadisi


Çok keyifli bir tatil daha yaptık, bu sefer kelebekler vadisinin hemen yanında kabak koyundaydık.
Asıl haber şu ki; önce Musti'yi evlendirdik Muğla'da.
ilk defa başından sonuna bir düğünde bulundum (laf aramızda baş konuktum)
ilk dansın hemen akabinde piste çıkıp düğün dağılana kadar dans ettim
böyle eğlence görülmedi
mutlu olsunlar demek yetmez, çook mutlu olalım hep beraber :)
ama daha düğünün başında fotoğraf makinemiz yere düşüp kırıldığı için ne düğünden ne cennet kabak koyundan pek fotoğrafımız yok.
eşten dosttan gelenleri paylaşırım artık.

LinkWithin

Blog Widget by LinkWithin