Salı, Ağustos 10, 2010

bob marley


Baba plajda çalan "no woman no cry" şarkısını duyunca heyecanla çakılın bu şarkıyı kimin söylediğini bileceğini iddia eder.
Baba: çakıl kim söylüyor bu şarkıyı?
Çakıl: bilmiyorum
Baba: biliyorsun ama dinle bak kim söylüyor
Çakıl: bilmiyorum
Baba: ya ama hani var ya Bob?
Çakıl : Sponge Bob!
gülmekten kırıldıktan bir kaç saat sonra aynı ekip plajdan kaldıkları yere geri dönerler.
Genç rastalı saçlı Dutch garson yaklaşıp içecek ne istediğimizi sorar
Çakıl: Aaaa! Saçları Bob Marley'e benziyoooo!

Pazartesi, Ağustos 09, 2010

kabak vadisi


Çok keyifli bir tatil daha yaptık, bu sefer kelebekler vadisinin hemen yanında kabak koyundaydık.
Asıl haber şu ki; önce Musti'yi evlendirdik Muğla'da.
ilk defa başından sonuna bir düğünde bulundum (laf aramızda baş konuktum)
ilk dansın hemen akabinde piste çıkıp düğün dağılana kadar dans ettim
böyle eğlence görülmedi
mutlu olsunlar demek yetmez, çook mutlu olalım hep beraber :)
ama daha düğünün başında fotoğraf makinemiz yere düşüp kırıldığı için ne düğünden ne cennet kabak koyundan pek fotoğrafımız yok.
eşten dosttan gelenleri paylaşırım artık.

Pazartesi, Temmuz 26, 2010

bitti gitti


ve böylece 4 günlük kısacık tatilimiz bitti gittii...

meditasyon


tatil insana ciddi anlamda meditasyon sağlıyor :)

duş


deniz dönüşünde önce meydanlık alanda bir duş
sonra odada gerçek bir duşş
bu yaz kendi kendime duş almaya başladım, büyüyorum tabi.

düzeltme


az önceki yazı biraz hatalı oldu
aslında ben her sabah gözümü açar açmaz daha geceliğimi çıkarmadan yastığımı kucaklayıp otelin restoranının yolunu tutuyordum
bir biberon (evet biberon) buzz gibi süt içmeden kendime gelemiyorum
suratım bile asık kalıyor süt içmezsem.

denize doğru gelll gelll



her sabah kalkıp koşar adım denize yürüdüm
yazdan yaza o da bi kaç gün yüzebilmek ne kötü..

birlikte olmak yeter


tatilin en güzel yanı insanın annesiyle babasıyla kesintisiz bir arada olması.
bu sabah işe giderlerken yine ağladım, öyle alışmıştım ki :(

uzun bi ara kısa bi tatil

haftalardır hiç bi şey yazmamışız, uzun bir ara oldu
bu arada kısa bir bozcaada tatili yaptık, onu anlatayım ben size.

Cuma, Temmuz 09, 2010

senin yüzün kim?

Çakıl: benim adım anne
Anne: o zaman ben de çakıl'ım
Çakıl: hayır sen çakıl değilsin
Anne: e o zaman ben kimim?
Çakıl: sen ayşensin, ayşen anne üzeltüggh
Anne: yok yok ben çakıl'ım
Çakıl: (ağlayarak ve tepinerek) ama senin yüzün anne! o zaman yüzün neden anne, bak senin yüzün anne sen çakıldeğilsin çünkü senin yüzün annneeee !!

Pazar, Temmuz 04, 2010

jazz / dans / üçyüz beşyüz :)



dün sabah annemle parka gittik, biraz garip gelecek biliyorum ama ilk kez parka gittim :)
yani sitenin parkına hiç gitmemiştim
okulda ve evin bahçesinde salıncak kaydırak vs olduğu için gerek görülmüyordu pek
ama dün sabah annem beni alıp parka götürdü
ba-yıl-dım
öyle çok sevdim ve öyle mutlu oldumki fotoğraflardan anlamışsınızdır
dönmeyi hiç istemedim
ama öğlen sıcağı başlayınca dönmek zorunda kaldık
bu kez bol köpükle doldurulmuş serin bir küvette uzun uzun banyo yaptım
banyo yaparken şarkı söyleyişimi görmelisiniz, baloncukları kabartırken attığım çığlıkları duymalısınız :)
sonra hamur olup güzel bir öğlen uykusu çektim
annem ve babam akşam için tünele jazz festivaline gitme planı yapmışlar
ben de gelmek istiyorum dedim, çok ısrar etmeme gerek kalmadan nasılsa açık hava diye kabul ettiler (sanırım haftasonları benden ayrılmayı onlar da hiç istemiyorlar)
aman nasıl eğlence aman nasıl bir dans nasıl bir müzik
galata kulesinin tam dibinde panorama jazz band'ı dinledik, ben dans ederken etrafımda tanımadığım insanlardan bir cemaat oluştu, herkes benimle dans etti, alkışladı çok çok eğlenceliydi. konser başlamadan bana bir mızıka almışlardı kah dans ettim kah mızıkamla müziğe eşlik ettim, gece yarısına doğru konser bitti
tam herkes dağılırken ve benim gözümden uyku akması beklenirken "ee şimdi napcaz" dedim
eve gitmeyi hiç istemedim ama ailem sanırım biraz yaşlı, uykumuz geldi filan deyip beni arabaya attılar. koltuğa oturur oturmaz uyumuşum :)
dün gece 00.30'da uyuduğum için bu sabah biraz geç kalkmam bizimkilere bir pazar sabahı uykusu bahşetmem bekleniyordu, ama ben 07.30'da zıpladım
evet ben uyandım şimdi napıyoruz diye :)
babam ısrarıma dayanamayıp dante ve beni alıp parka götürdü, pazar sabahının uyku talihlisi annem oldu :)
özetle haftasonu ne güzel şey onu diyecektim ben, çok güzel bi şey, süper şahanee :)

sallancak!

keyfe ve dilin pozisyonuna dikkat :)



fesleğen



Çakıl feslegen saksısını elleyip, elini kokladı "Aa! makarna!" dedi. Sanırım bir süre pesto soslu makarna yapmaya ara versem iyi olacak :)

mutella

Çakıl: anne, mutella yiyelim mi?
Anne: Mutella değil o Nutella.
Çakıl: Hayır Mutella, hani yeyince mutlu oluyoruz ya!

emirganda bir pazar



güzel bir pazar kahvaltısının üç sırrı var
1- nefis bir manzara
2- lezzetli mamalar
3- dostlar
...

tava

geçen haftalarda annem ve babamla atlantise gittik
ben bir tek bu balerin / ahtapota binmeyi sevdim
önce hep beraber bindik sonra ben babamla tekrar bindim
inince de ilk işim "tava çok güzelmiş, tavaya tekrar binelim" demek oldu :)

maskeli balo


bu maskeyi biz yaptık, ellerimizle :)
yakıştı ama di mi?

Cuma, Haziran 25, 2010

saka kuşu agaç kovuğuna yuva yapar :)



Bir Afrika Masalı

Saka kuşları genellikle ağaçların dallarına yuva yapmaz. Kovukları, evlerin çatılarını, pervazlarını tercih ederler. Bazen posta kutularına yuva yaptıkları bile olur. Bunun nedeni ni biliyormusunuz?
Eski zamanlardan birinde, saka kuşu bir incir ağacının dallarına yuva yapmak istemiş. Yaz ayları yaklaşıyor, saka kuşunun yumurtlama, civciv çıkarma mevsimi geliyormuş. Sıcacık günlerin eli kulağındaymış, ama saka kuşunun hala bir yuvası yokmuş.
Bir incir ağacını seçmiş kendine. Yüksek dallardan birine konmuş ve incir ağacına şöyle demiş:
"Sevgili incir ağacı senin dallarına yuva yapabilirmiyim?"
"Evet,yapabilirsin,ama ağır yuva olmasın!"
Saka kuşu incir ağacının ne kadar çabuk kırıldığını bilmiyormuş elbette.
Sonra yuvasını yapmaya başlamış. Yuva sağlam olsun istiyormuş. Ne kadar sağlam dal, çöp, tahta parçası bulmuşsa getirmiş. Tabi yuva sağlamlaştıkça ağırlaşıyormuş da.
Yuva tam hazırmış ki, bir sabah en son dal parçasını yerine yerleştirdiğinde incir dalı çıt diye kırılıvermiş. Saka kuşunun bütün emekleri boşa gitmiş. Ama saka kuşu bunun incir ağacının bir özelliği olduğunu bilmediğinden, o günden sonra bir daha ağaç dallarına yuva yapmamış.
O günden sonra bütün saka kuşları sadece ağaçların kovuklarına yuva yapmışlar.

Perşembe, Haziran 24, 2010

kuzi kuzi




artık ılgazla daha iyi anlaşıyoruz sanki. büyüyoruz di mi?

Cuma, Haziran 18, 2010

sıcaklar


çok sıcak değil mi yahu?

Cumartesi, Haziran 05, 2010

baykuş


(Anne cebinden çıkardığı minicik baykuşu çakılın yatağının trabzanına koyar)
Anne: Çakılcım sen uyurken bu baykuş sana rüyalar üfleyecek sen güzel rüyalar göreceksin
Çakıl: yeşil üflesin
Anne: Tamam, o zaman sen rüyanda yemyeşil kırlarda zıpzıp koşuyor olursun
Çakıl: Turuncu üflesin
Anne: Turuncu portakal gibi bir güneş tam batmak üzere olsun o zaman
Çakıl: Beyaz üflesin
Anne: O zaman sen kırlarda bembeyaz papatyalar topluyor ol rüyanda, onlardan saçlarına bant boynuna kolye yaparsın.
Çakıl: (yatakta doğrulur heyecanla zıplamaya başlar) Aaa anne bu baykuş beni seviyor, beni seviyor bana kolye verecek rüyamda, boncuk sevdiğimi biliyor, baykuş bana oje de sürecekkkkk :)

Perşembe, Haziran 03, 2010

tilki

"Akşam yemeğinde tilki yemek gerekmez. çünkü tilki tuzludur; bütün arkadaşlarımız tuzludur"
Çakıl :)

Pazar, Mayıs 30, 2010

sahneler bana da alışsın :)

anne sahneye çıkar, çakıl durur mu?
ben de yıl sonu gösterisi patlattım, ama nasıl bir şahane nasıl bir harikaydım bilemezsiniz

Salı, Mayıs 18, 2010

başlık bile yok

annem gene kaptırdı kendini işe güce ve şu meşhur tiyatroya.
bir an önce oynasalar bitse de kavuşsak.
bu sefer ben de gideceğim izlemeye, siz de gelin hadi.

Çarşamba, Mayıs 12, 2010

ilk tehdit

Anne: Çakıl'cım bak yukarda arkadaşlar var, bebekler var. neden yukarı gelmiyorsun?
Çakıl: çünkü istemiyorum
Anne: Neden ama, bak yemek yiyeceğiz şimdi
Çakıl: Eğer yukarı çıkarsam ben size kızabilirim, bebek üzülebilir, ağlayabilir. Yine de istiyor musunuz çıkayım?

Salı, Mayıs 11, 2010

sürü


dün akşam;
minik bir sürü yaptık hamurdan
bir salyangoz, bir kirpi, bir kaplumbaga, bir sincap, bir inek, bir köpek, bir kedi, bir ördek ve bir penguenden oluşan :)

Pazartesi, Mayıs 10, 2010

çok mu seviyorsun

Çakıl: anne kulağına bi şii diicem
Anne: söyle bakalım
Çakıl: (fısıltıyla) sen babayı çok mu seviyorsun?
Anne: evet
Çakıl: (dudak sarkar, yüz düşer) ama nedeeen?
Anne: bu kötü bi şey mi ki?
Çakıl: Ama ben seni çok seviyorum
Anne: ha anladım, ama ben zaten en çok seni seviyorum
Çakıl: gerçekten gibi mi?
Anne: gerçekten tabi :)

Yazarın notu: kendime anneler günü hediyem olsun bu dialog, bu vesileyle herkesin anneler günü kutlu olsun :)

anlatacaklarım var


ama pek vakit yok,

bu yıl hıdırellezde vakit diledik, tutar umarım.

Cuma, Mayıs 07, 2010

özleşelim

haftasonu özleyelim birbirimizi olur mu?

Çarşamba, Mayıs 05, 2010

bana biraz renk lazım


biraz yeşil, biraz beyaz.
e tabi çevreciyiz biraz :)

Not:
yeşil beyaz olunca hem giresunspor oldu hem gönenspor, annem de sevinsin babam da :)

Salı, Mayıs 04, 2010

kandilli'li :)

Bu Cumartesi sabahı, annem ve babam 1 mayıs'a gitmeden evvel erkenden kalkıp birlikte Kandilli'de kahvaltı ettik.
kahvaltının mutluluk alakasını fotodan da görebilirsiniz :)

Pazartesi, Mayıs 03, 2010

günaydın pazartesi

kucaklaşalım mı :)

Pazar, Mayıs 02, 2010

üç buçuk

ben dün 3,5 oldummm :)

LinkWithin

Blog Widget by LinkWithin